cinararda

3 yıl önce
anasayfa
twitter

YER İSİMLERİNİ TÜRKÇELEŞTİRMEK(Ayhan AKTAR-Taraf)

Mardin’de katliam yapılan köyün eski isminin Kürtçe Zanqirt olduğunu, sonradan isminin “Bilge Köyü” olarak değiştirildiğini basından öğrendik. Böylece, değiştirilen köy isimleri gündeme geldi. Ayrıca, Taraf’ın “Kürt meselesini çözmek için 20 kolay öneri” başlıklı haberinde barışa doğru olumlu bir adım atmak için yapılması tavsiye edilenler arasında “Kürtçe yer isimleri iade edilsin” önerisi de vardı (12 nisan).

Değişen köy isimleri ile ilgili olarak, Fırat Üniversitesi’nden Doç. Harun Tunçel’in araştırması basında yer aldı. Doç. Tunçel’in araştırmasına göre, “1940-2000 yılları arasında 12 bin 211 köyün, yani tüm ülkedeki köylerin yüzde 35’inin ismi değiştirildi. İsim değiştirme furyasından en çok Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu etkilendi. Erzurum’un 653, Mardin’in 647, Diyarbakır’ın 555, Van’ın 415, Sivas’ın 406, Kars’ın ise 398 köyü bir gecede haritadan silindi. Kürtçe, Gürcüce, Lazca ve Ermenice olarak bilinen köy isimleri büyük ölçüde değiştirilirken, içinde ‘kızıl’, ‘çan’ ve ‘kilise’ sözcüğü geçen ‘sakıncalı’ bazı köylere de yeni isimler verildi.”

Aynı araştırmaya göre, “ad değiştirme işlemleri İçişleri Bakanlığı’nın 1940 yılı sonlarında hazırladığı 8589 sayılı genelgeyle resmileşti ve yabancı dil ve köklerden gelen ve kullanılmasında büyük karışıklığa yol açan yerleşme yerleri ile tabii yer adlarının Türkçe adlarla değiştirilmesi başlatıldı. Genelgenin ardından valilikler tarafından yabancı dil ve köklerden gelen yer adlarına ilişkin dosyalar hazırlanarak bakanlığa gönderildi. Ancak bu çalışmalar 2. Dünya Savaşı nedeniyle uzun süre aksadı. 1949 yılında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’yla isim değiştirme işlemleri yasal bir dayanağa kavuştu. 1957’de ‘Ad Değiştirme İhtisas Kurulu’ kuruldu. Bu kurulun çalışmaları, çeşitli kesintiler olmakla birlikte 1978 yılında ‘tarihî değeri olan yer adlarının da’ değiştirildiği gerekçesiyle işlemlere son verilinceye kadar sürdü” (Radikal, 13 mayıs).

Aslında yer isimlerinin değişimi 1923 yılında Cumhuriyet rejiminin kurulmasından daha önce, İttihat Terakki yönetimi altında başlamıştır. 1915’de Ermeni tehciri ile Hıristiyan nüfustan arındırılan köylerin isimlerinin Türkleştirilmesi karara bağlanmıştır. Anadolu’nun Ermeni nüfusu yaşadıkları topraklardan sökülüp Suriye çöllerine doğru ‘ölüm yürüyüşü’ne çıkarıldığı zaman Ermenilerin boşalttığı köylere Balkan ülkelerinden gelen muhacirler yerleştirilmeye başlandı.

1915 yılı yaz aylarında tehcir sürerken yer isimleri değiştirilmeye başlandı, fakat işler biraz dağınık bir şekilde sürdürülüyordu. Türkleştirme işini bir düzene bağlamak amacıyla Başkumandan Vekili Enver Paşa, 5 Ocak 1916 tarihinde bir yönerge yayınladı. Bu yönergenin 1. maddesine göre, Osmanlı ülkesinde Ermenice, Rumca veya Bulgarca gibi “İslâm olmayan milletler lisanıyla yâd edilen [anılan] vilayet, sancak, kasaba, köy, dağ, nehir vs. bilcümle isimlerin Türkçeye tahvilinin [değiştirilmesinin]” kararlaştırıldığı belirtiliyordu.

Yeni yer isimlerinin Türkleştirme politikaları ile uyumlu olması da kurallara bağlanmıştı: “Gerek şimdi ve gerek evvelce vaka-yı harbiyeye maruz kalmış mevkiler [savaş olayları geçmiş olan yerler] oraya mahsus şanlı geçen hadisatı [olayları] hatırlatmalı”ydı. Savaş alanı olmayan yerlere ise “en namuslu ve memleketine faydalı hizmetlerde bulunmuş” kişilerin ismi verilmeliydi. Daha sonraki maddelerde ise yer isimlerinin değiştirilmesindeki ideolojik amaç net bir biçimde ortaya konuyordu: “Velhasıl mektep hocaları talebelerine coğrafya öğrettikleri sürede vatanımızın her parçasını zikrederken [anarken] ötelere aynı zamanda her mevkiin şanlı tarihine, iklim, mahsul, zenaat ve ticaretine aid faideli mevzular bulunabilmelidir” (Bkz. Fuat Dündar, İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskân Politikası, 1913 - 1918. s. 82-83).

Savaş yıllarında öncelikle Ermenice, Rumca ve Bulgarca olan yer isimleri Türkleştirildi. Örneğin, Bursa’nın Antranos kazası Orhaneli, Mihalıç kazası Karacabey, Kayseri’ye bağlı Dimitri köyü Turan, Çorum’un Rum isimli köyü ise Yeni Çamlıca oldu. Fakat cennet vatanımızda aşırı milliyetçilik uygulamaları sürekli olarak ‘milliyetçilerin kendi ayaklarına ateş etmesi sonucunu’ verdiğinden, altı ay sonra yâni 15 Haziran 1916 tarihinde Osmanlı Genelkurmayı yer isimlerinin değiştirilmesine itiraz etti. Çünkü, yer isimlerinin değişmiş olması askerlerin harita okumasını zorlaştırıyor ve askerî yazışmalarda kafa karışıklığına sebep oluyordu. Böylece, yer isimlerinin değiştirilmesi savaş sonuna kadar ertelendi.

1923’den sonra yer isimlerinin Türkleştirilmesine devam edildi. Özellikle, 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanı sonrasında Kürtçe yer isimleri değiştirilmeye başlandı. Türkleştirme politikasını başlatan İttihatçılar ve onların takipçisi olan Kemalistler açısından mesele şuydu: Yer isimlerinin Türkleştirilmesi sonucunda, o güne kadar memleket olan yerler millileşerek Türk vatanı haline gelecekti. 1930’lardaki Kürt ayaklanmalarına baktığımız zaman bu sürecin pek de itirazsız gerçekleşmediğini görebiliriz. Yer isimlerinin değiştirilmesi sonucunda, Kürtler yaşadıkları coğrafyaya ve kendilerini yöneten rejime yabancılaştılar.

Nasıl ki 1948’de kurulan İsrail devletinin, boşaltılan her Arap köyüne İbranice isim vermesi Filistin sorununu ortadan kaldırmadı ise, Kemalistlerin Kürtçe yer isimlerini Türkleştirerek Kürtleri yok sayma politikaları da sonuç vermedi. Kısacası, yanlış hesap Bağdat’tan döndü. Bakalım şimdi ne olacak?